21 Aralık, 2013

Bebelere El Bebeği


Geçtigimiz hafta sonu, IBS Anne-Bebek-Çocuk Fuarı'nı ziyaret ettim. Gözlemlerim, izlemlerim neler paylaşalım istedim.

Öncelikle fuarın  giriş ücretlerinden bahsedelim. İçeriye giiş ücreti şayet daveyetiniz ve internet üzerinden yapışmış kaydınız var ise beş tl indirim ile yirmi tl, şayet bunları yapmadı iseniz 25 tl idi. Üretici ile müşterinin biraraya gelmesi için fırsat yaratmak adına organize edilen bur tarz fuarların her zaman için ücretsiz olması taraftarıyım. Zaten fuara ürün getiren, stand açan firmaların amacı çok sayıda müşteriye ulaşmak iken, içeriye giriş ücreti adı altında bir meblağ koymanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. İşim vardı girdim. Olmayaydı o ücreti ödeyip girermiydim. Hayır. Çünkü aradığım x ürünü ile ilgili google amcaya oturduğum yerden sorup cevap alma lüksü varken, istanbul trafiğine hafta sonu keşmekeşinde grip, saatlerimi harcayıp, bir de üstüne para vermek antilüksünü tercih etmezdim. Velev ki ettim daha canlı, bol standlı, içeriği dolu aktivitelerle karşılaşmak beni daha mutlu ederdi.

Etkinlikler, özel okulların tanıtım yapma yarışı tadında geçsede genele vurduğumuzda lansmanına oranla vasat ancak firma ile müşterisini biraraya getirmesi ile on üzerinden yedi diyeceğim bir fuar idi. Üzüldüğüm nokta blogcu anne ile tanışamadım. Ben erken gidip erken dönenlerden olunca etkinlik saati programıma uymadı :( Bir sonraki sefere kısmet artık.

Benim için fuarı özel kılan nokta, yeni çalışmaya başladığım waldorf el bebeklerimin görücüye çıkmasıydı. 

Özellikle 0-2 yaş çocuklar için için güven duygusu oluşturmak amaçlı, ilk bebeklik döneminde yanına verilen ifadesiz bebeklerimin en önemli özelliği,  çocuğun sarılabilmesi için hafif dolgulu ve yumuşak olması, kavrayabilmesi içinse uçlarının düğümlenerek hazırlanması.

Sizler de ilgilenir ve benimde bebişimin bir el bebeği olsun derseniz hayalarkadaslarim@gmail adresinden iletişime geçebilir yahut yukarıda yer alan "Dükkan" ikonuna tıklayarak redi kartınız ile satın alabilrsiniz. 

İyi dileklerimle.

19 Eylül, 2013

Bir Sonbahar Postu


Yine açtık arayı, yine birikti mevzular, muhabbetler. 

Neresinden tutup da anlatsam bilemediğim için, sohbet edermiş gibi başlasam hiç fena olmayacak. 

Sonbahar geldi. Okullar açıldı açılacak, kitabıydı, defteriydi, formasıydı derken İnci tanem bu yıl birinci sınıfa başladı şükür. Şükür diyorum, zira İnci'nin çalışan anne mecburiyeti ile 3 yaşında okula başladığını düşünürsek çocuk boyamaktan çizmekten hâl olmuştu. Aslında 4 yaşından önce şayet ki evde kardeş faktörü var ise ve sosyalleşeceği parktı, konuydu komşuydu imkanınız var ise anasının dibinde oturması inanın en iyisi. Bu nacizane benim görüşüm. Ancak var olan şehir kültürü ve apartman hayatı ile çocukların ne kadar sosyalleşebildiği tartışılır. Biz ilkokula direk yedi yaşında başladık da çok mu asosyaldik. Kesinlikle hayır ama bizimde bir yıllık bir okul öncesi ile kırılmamamız eminim ki fena olmazdı. Okula adaptasyon süreci ile geçen alışma dönemi, bir kayıp olarak yazılmazdı eğitim yaşantımıza.

Kendi okul mevzumdan İnci'ninkine dönecek olursak; oldukça sancılı bir dönem geçirdik geçtiğimiz Nisan ayında. Nisan ayı çocuklarımız için dönem noktasıdır bir nebze. Özel okullar kayıtlarını açarlar, binbir cazibe ile sunulan ön kayıt fırsatlarını açıklarlar. İşte o dönem bizim için de sıkıntılı oldu.

Neden? Karar veremiyoruz. Devlet okulu mu özel okul mu?

İnci'yi geçtiğimiz yıl oturduğum sitenin dibinde ki devlet okuluna gönderdik. Benim asıl göndermemde ki sebep, birinci sınıf öncesi okulu bir görmek, öğretmen profilini gözlemlemek, çocuğun arkadaş çevresine alışmasını sağlamak idi. Çok bir beklentim olmasa da devlet okulunu bir tecrübe edelim istedik. İyi mi ettik, kötü mü ettik bilinmez ama, bir yıl gırgırına gitti geldi çocuk okula. Bildiğiniz karamürsel sepeti.

Fazlaca müdahale de edemiyoruz. Devlet okulunda bir sorun ile karşı karşıya kaldığınızda gidip öğretmeniyle paylaşmaya dahi çekiniyorsunuz. Neden? Öğretmen osuruktan nem kapar da, çocuğa tepki geliştirir diye. Az ilgilensen yürümüyor, çok ilgilensen, arızalı veli yaftasını yiyorsun. Ancak yetersizlileri ve eksiklikleri görüp tahammül etmek, ağırkanlılıklara hoşgörü ile yaklaşmak inanın sabır işi. Her an, okulun, öğretmenin ve çocuğun üzerinde olacak tüm uzuvların.

Velhasılı zor bir süreç geçirdik. Karar vermesi zor olan. Kurda, kuzu teslim edemedik. Bizim  dönemimizde olduğu gibi idealist öğretmenler, insiyatif kullanabilecek, fark yaratacak okul yöneticileri yok artık. Hâl böyle olunca tek bir seçeneğiniz kalıyor özel okul. Mecburiyetten, seçeneksizlikten. Bunun altını çok net çiziyorum mecburiyetten...Ve ben şunu gördüm ki her iki taraf içinde, devlete gönderen için de özele gönderen için de tek bir sebep var MECBURİYET!

Çocuğunuzun devlet okulunda, kalabalıklar içinde kaybolabileceği fikrine hazırsanız ya da ben her an, her dakika bu çocugun peşinde olacağım, özel ders ile destekleyeceğim, dershane ile yabancı dilini geliştireceğim, hafta sonu aktiviteleri ile her an yanındayım diyorsanız kesinlikle devlet okulu. Gitsin paşa paşa. Gitsin ve gelsin sadece. Ancak eğitim ve öğretim size ait. Artık gerçekten içim cııız ederek üzülerek söylüyorum ki devlet okullarında sadece okuma yazma öğretiliyor. Geriye kalan velinin başarısı, öğrencinin başarısı, derhanenin başarısı. Zerre kadar okulun katkısı olduğu yönünde inancım yok! Özel okullardaki başarı hikayeleri de devlet okullarında ki fiyasko hikayeleri de, ya da özele gönderdim afedersiniz bi bok olamadı, devlete giden çocuk aldı yürüdü, iş öğretmende bitiyor, başarı çocukla ilintili cümleleri ile konuyu  genelleştirilmemeli ancak durum bu!

Neyse, bizim için çözüldü mü konu? Hayır! Yıllarca özel okulda çalışmış biri olarak yine kafamda soru işaretleri? Özgüven adı altınca öğrenciye sunulan sınırsız ögürlükler, karnede şişirilmiş hormonlu başarılar ama sbs ile bir fiyasko olan öğrenim hayatı, veli memnuniyeti gözeterek yapılan her işi vitrin olarak sunmak... Neler neler neler...

Sonunda, kurucusu ile yıllar önce yine İnci vesilesi ile tanıştığımız, eğitime hayatını adayan bir yönetici ve onun kuruculuğunu üstlendiği bir özel okula kaydımızı yaptırdık. Şimdilik memnunuz elbet. Evliliklerde ki gibi canım cicim dönemi. Zaman ve gidişat neyi gösterir yaşadıkça göreceğiz.

Bitti mi okul mevzu, şimdilik :) Geçelim diğer mevzulara o zaman.

Bu aralar blog da yazı paylaşmıyorum. Sebebi çok açık. Ig. Tembel işi. Yaptığını fotola, bir tık ile yayınla gitsin. Aslında kötü de bir anlamda. Dildekini kaleme dökmek, yazıya aktarmak, o an ki duyguları kalem ucu ile resmetmek blog yazmak. Ig de, çek fotoyu olsun, anlatıma yazıma ne hacet...  Desemde bakmayın siz bana hakikaten hoş bir platform. Sizi takip etmek isteyen ve sizin istedikleriniz orada. Web gibi uçsuz bucaksız değil. İki çocuklu ben için pratik vesselam. Burayı boşluyor olmam, hayatı boşluyor anlamına gelmesin. Bilakis neler var neler yenice. Geliniz, görünüz :) Buyrunuz tık tıklayınız.

Artık amigurumi malzemesi satmıyorum. Çok uzun zamandır dükkanıma malzeme koymamama karşın, neden diye, satınız diye mesaj alıyorum. Satmıyor olmamın bir kaç nedeni var ki buradan da talep eden takipçilerim ile paylaşmış olayım. 

Birincisi bir süredir devletin el emeği  olmayan ürünlere dair getirdiği vergi mükellefi olma zorunluluğu. Satılan malzemeler bu gruba giriyor. Ancak sattığımız ürünlerin bize getirisi  çok küçük rakamlar olduğu için, tabiri caizse astarı yüzünden pahalıya geliyor.

İkincisi kargo ücreti problemi. İnanın bu durum ürünü satın alan sizler kadar bizler içinde büyük sorun. Müşteri üç liralık ürün alıyor, 6-7 lira kargo ücreti. Satın alan mutsuz, müşteri mutsuz olduğu için biz mutsuz. Olmuyor yani. Sıkıntısına değmiyor yapılan iş. O yüzden sadece el emeği çalıştığım ürünleri satışa sunuyorum. Bunla ilgili irtibat kurabileceğiniz mail adresim ise hayalarkadaslarim@gmail.com. 

Malzemeleri nerden satın alacağım derseniz şayet internet üzerinden satışa sunan bir çok arkadaşımız olduğu gibi direk toptancısı ile de irtibata geçebilirsiniz. İstanbul Eminönü'nde İyigör Boncuk. İletişim için detaylara buradan ulaşabilirsiniz. 

Gelelim oyuncaklarıma. Bu sıralar özellikle waldorf pedagojisine uygun hazırlanan bebeklere merak salmış durumdayım. Geçtiğimiz haftalar da katıldığım, Eğitim Sanatı Dostları Derneği'nin düzenlediği seminerde öylesine değerli bilgi paylaşımları oldu ki, tek tek teşekkür ederim hepsine. Sunum için, birebir tercüme ve çeviriler için. 

Yapmak isteyen, merak eden ve tecrübe edecek arkadaşlara şimdiden kolaylıklar diliyor, yaptığım çalışmalardan bir kaç örneği yukarıda ki fotoda paylaşıyorum.

Biri bebek iki çocuk anası bu kadın, daha ne zaman bloga post yazabilir bilinmez ama, an ve an takibe devam diyen dostlarım, hepinizi ig ye bekliyorum. 

Sağlıcakla.

28 Ağustos, 2013

Sarışın Bukle Bebek


Siparişini bayram öncesi almama karşın bir türlü yapmaya fırsat bulamadığım, o da yetmezmiş gibi araya tatilin de girmesiyle tamamiyle unuttuğum bebeğimiz hızlıca hazırlanarak dün yeni sahibine doğru yola çıktı.  Güle güle severek oynaması dileğiyle.

Boyu posu 35 cm olan bebeği sizlerde beğenir ve ilgilenirseniz buyrunuz lütfen. 

Sağlıcakla.

22 Temmuz, 2013

Siyah Kedicik Kapı Stopperi


Dünya tarihinde kedilerden başka, önce tanrılaştırılan, sonra şeytanla özdeşleştirilip soykırıma uğrayan, sonra da evin baş köşesine yerleştirilen hiçbir canlı türü yoktur herhalde.

Bizim evde de yeni ördüğüm kapı stopperi siyah kedimiz, evimizin bir numaralı karakteri oldu.

Bir gecede örüldü, bir kaç gün fotolanmak için Alya kuşunun elinden kurtulmayı bekledi ve şimdi de sizlerle.

Siyah ip ile çalıştığım kediciğin içini boncuk elyaf yerine, kapıyı tutması ve ağırlık yapması için akvaryum kumu ile doldurdum. Taş gibi kapının önünde oturuyor şimdi. Akşamları su almak için kalktığımda, gecenin karanlığında, ilk birkaç gün gerçek zannedip irkilsem de, artık alıştık birbirimize

Sizler de kapınızda bu sevimli kediciğin nöbet tutmasını isterseniz ve ilgilenirseniz iletişime geçebilirsiniz. Tık tık.

Sağlıcakla.